MAHMUT MAKAL
MAHMUT MAKAL
1-
Amasya'nın Saraydüzü semtinde Mustafa Kemal'in Kurtuluş plan ve stratejisini hazırladığı yere, kimsenin içeriye alınmaması ve gizli olmasından dolayı 'Karanlık Oda' denmiştir.
Profesörlerden kimileri vardı Enver Beyin odasında. Söz, 1960 Devrim Hükümetinin hazırlattığı İlköğretim Ya-
BİR KİTAP BİR YAZAR
KİTAPSIZ ÜLKE Mİ?
MAHMUT MAKAL
Zonguldak Dergisi, Ağustos-Aralık 1998
Yazıdır belki de uygarlık tarihinin başlangıcı. Çünkü yazılı düşünemeyen, kolay kolay uygarlaşamaz. Düşünceler yazıya dökülürken, mantığın süzgecinden geçmek, dilin kurallarına uymak zorunda ilkin. Bunlar, bir de damıtılarak kitaplaşırsa, insanlığın kılavuzu oluyor. Osman Bolulu 29 denemesini içeren kitabına Korkacaksan Kitapsızlardan Kork adını koymuş. "Aklın, sorgulamanın, irdelemenin önünü kesen, yoruma üretime kapalı kitaplar değil konumuz. Kitap dediğin dişi olmalı; kestirmecilikten uzak, yeni düşüncelerin tohumu bulunmalı toprağında. Her iyi kitap, bir düş döşeği, düşünce odağı, sorular toplamıdır. Onlarla insanın, öteki insan yanındaki varlığını, saygınlığını kabul eden anlayışa varamamışsanız, yüreğiniz incelmemişse, zihin çapınız genişlememişse; ötekinin acısını, sevincini kendinizde yaşayamıyorsanız, aydınlığı seçebilir misiniz?" Ne güzel saptamış, demiş Bolulu! Karanlıklardaydık. Ne zaman ki abecemiz Türkçeleşti, Türkçe okur yazar olduk, o zaman düşünümüz, edebiyatımız gelişmeye başladı, uygarlığa yaklaşır olduk. Kitabın, düşüncenin gelişmesiyle koşuttu gelişmemiz. Yine ne zaman ki, Kurtuluş Savaşı çadırlarında kitap okuyan devlet adamlarının yerini Ret-Kit okuyanlar, operaya gitmeyen, kitabevlerine uğramayan yöneticiler aldı, geriye savrulmaya başladık, kitaplar azalmaya başladı, düşünce dünyamız çoraklaştı. Yüzümüz Arap'ın petrol bulaşığı kumuna çevrildi.
Kitap bir toplumun yazılı belleğidir. Kitap okumayan toplumların belleği de noksandır. "Bellek; yaşama ilişkin izleri, öğrenilenleri zihinde tutma yeteneğidir, birden çok duyumuzun algılamasıyla oluşur. Görülenlerin, işitilenlerin, okunanların bir daha anımsanmasına yönelik olan bellek, zihnin öteki işlevleri arasında en önemli olanıdır. Anımsanan olgular, dikkatimizi uyandırır. Deneyim dediğimiz, yaşamdan sonuç çıkarma olgusunun yarattığı birikim, zamanla kültüre dönüşür, uygarlığın yapılanmasını sağlar"... Toplumsal bellekle kültür arasında sıkı bir bağ vardır. Kültür, bireyin ya da toplumun özdeksel ve tinsel varlığının temeli saydığımız dilin, düşüncenin, gelenek, yasa ve kurumlarla kullanılan araç gereçlerin, yöntemlerin oluşturduğu bir bütündür. Doğru yorumlanırsa eleştirme, değerlendirme yeteneklerinin geliştirilmesini sağlar, zihinsel atılımlara dayanak olur. Giderek dışımızdakilere karşı olumlu-olumsuz tepkilerimizin kaynağıdır."... Belleksiz toplum, bitkisel hayat yaşar, doğanın kendisine verdiklerinden daha ilerisine gidemez, olduğu yerde kalır. Bellek aklın işlemesine temeldir, irdelemenin ana verisidir. Onun değerlendirilmesiyle, duyan. eleştiren, sorgulayan, dolayısıyla gelişen toplum/ulus olabiliriz, evrensel boyutlara ulaşabiliriz, kültürel bağımsızlığımızı koruyabiliriz. "Başımızdan geçenleri unuttuğumuz, olanları aklın terazisine vurmadığımız için gittikçe kitapsız bir toplum durumuna sürüklendik, gelişemedik, ulusal bağımsızlığımız aşınmaya başladı.
Kitabı olmayan, okumayan toplum, duyarlıktan yoksundur, yönetim ona ne verirse, onunla yetinir. Görünüşte sakindir, barış içinde yaşadığını sanır. Ama olduğu yerde dönenir durur hep. Olumsuzluklara karşı tepkilerini dillendiremez. Bakın, rıza toplumuna ne demiş Bolulu: "Öfkeyi, hiddet ve şiddetle anlamdaş bellemişiz. Öfkesizliğin duyarsızlıktan, ilgisizlikten, sindirilmişlikten filizlendiğini düşünmemişsinizdir hiç." (15. s ) "Öfke, salt olumsuz bir tepki midir? Öfke, engellenmek, incinmek, gözdağı karşısındaki duyarlılıktır. Kişiliğin, toplumsal değerlerin, ahlâk ve estetiğin çiğnenmesine tepkidir. Hiç öfke duymamak, teslimiyettir, karşı tarafın her eylemine destursuz ön açmaktır. Öfkesizlik, giderek sizi pısırıklaştırır, toplumumuzu sürüleştirir. Kişiliksiz, istençten yoksun nesne durumuna düşersiniz. Ama size barış ve uyum içinde olduğunuz telkin edilir. Barış, eşitler arasında olur; uyum, karşılıklı kabulün dengesinden doğar. İşin bu yanını karıştırmanız istenmez. Kavgasız komşu, uslu yurttaş olmaya çağrılırsınız hep. Arada sırada suskunluğunuzun küçük ödünlerini verirler, mutlanırsınız." (15,16. s) "Aklın süzgecinden geçirilmiş öfkeniz, kişiliğinizin güvencesi olacaktır. Özgür ve bağımsız insanlığınızın duvarları, dengeli öfkelerinizle örülecektir. Yıkıcılığa yönelmeyen öfkedir; bizi bir arada birbirine saygılı yaşamın katlarına çıkaracak. Toplum ve kişi olarak öfkelenmeyi de öğrenmeliyiz biraz." (17.s)
Buraya kadar Osman Bolulu'nun kitabındaki üç denemeye değindim. Aziz Nesin'i doğru değerlendirememekten, tükürük ehlinin niçin sanata karşı olduğuna, ideolojiden soyutlanan topluma, hırsına yenilen politikacıya, edebiyat ve sanata, dile ilişkin daha pek çok deneme var bu kitapta. İçinde bulunduğumuz durum, enine boyuna işlenmiş: Nerede, neyi yanlış yaptığımıza değinilmiş, çıkış yolları da önerilmiş zaman zaman. Ülkesini seven, onun sorunları üzerinde kafa yoran bir kalemin ürünü, bu denemeler. Okurun alacağı pek çok şey var bunların içinde.
Meslek yaşamımızda, toplumsal olaylara ilgi duyduğu için soruşturmalardan, koğuşturmalardan geçmiş olan yazar, geçtiği yerlerden derlediklerini, Türkiye gerçeklerinin terazisine vuruyor. Onlardan sonuçlar çıkarıyor. Okurunu bilgilendirip düşündürürken, birlikte aydınlığa çıkışa çağırıyor. Sanatçısından gencine kadar okurların edineceği bir kültür, sanat, edebiyat demeti diyebilirim bu kitap için.
Yorumlar (0 )